
Tutuklama; delillerin korunması, şüpheli veya sanığın kaçmasını önleme vb… gibi nedenlerle geçici olarak başvurulan koruma tedbiridir. Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin ve CMK 100.maddede ifade edilen tutuklama nedenlerinden birinin somut olayda bulunması halinde şüpheli veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilinir. Kanun metnindeki “VERİLEBİLİR” ifadesinden yola çıkılarak tutukluluk zorunlu değil ihtiyaridir. Hakimin takdir yetkisine bırakılmıştır. Tutuklamanın temelinde 2 amacı vardır:
+ Delilerin korunmasını sağlamak
+ Şüpheli veya sanığın kaçmasını engellemek
Tutuklama ihtiyari olduğu için amaç değil araç olmalıdır. Her somut olay ve koşulları kendi içinde irdelenmeli tutuklamanın koşullarının oluşup oluşmadığına karar verilmelidir. Somut olayda tutuklamanın alternatifi olarak kabul edilen adli kontrol tedbirinin uygulanması mümkün ise adli kontrol tedbiri uygulanmalıdır. Tutuklama kararı, CMK 100.maddesi dikkate alınarak haklı gerekçelere dayandırılmalıdır. Aksi halde tutuklama kararları, matbu sebeplere dayalı olarak verilmeye başlanılacaktır. Bu durumun zamanla uygulamada keyfiliğe yol açması kaçınılmazdır.
Tutuklama ile ilgili problemlerin başında tutukluluk sürelerinin uzunluğu ve tutuklama kararlarının gerekçesiz olması gelmektedir.
Soruşturma evresinde tutukluluk süreleri, ağır ceza mahkemesinin görevine girmeyen işler bakımından altı ayı, ağır ceza mahkemesinin görevine giren işler bakımından ise bir yılı geçemez. Ancak, Türk Ceza Kanununun İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar, Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlar ve toplu olarak işlenen suçlar bakımından bu süre en çok bir yıl altı ay olup, gerekçesi gösterilerek altı ay daha uzatılabilinir.
Kovuşturma aşamasında ağır ceza mahkemesinin görevine girmeyen işler de tutukluluk süresi en çok bir yıldır. Ancak bu süre zorunlu hallerde gerekçeleri gösterilerek altı ay daha uzatılabilinir. Ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde tutukluluk süresi, en çok iki yıldır. Bu süre zorunlu hallerde, gerekçesi gösterilerek uzatılabilir; uzatma süresi toplam üç yılı geçemez. Türk Ceza Kanununun İkinci Kitap Dördüncü Kısım Devletin Güvenliğine karşı suçlar, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, Milli Savunmaya karşı suçlar ve Devlet Sırlarına karşı suçlar ile 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlarda ise uzatma süresi toplam beş yılı geçemez.
Verilen süreler tutukluluğun üst sınırını ifade etmektedir. Süreler gerekli olmadıkça sonuna kadar kullanılmamalı, geçici olan koruma tedbiri şüpheli veya sanık için hayatı çekilmez hale getirmemelidir. Somut olay değerlendirildiğinde kuvvetli suç şüphesi için yeterli emare yoksa alternatif olan adli kontrol tedbiri uygulanmalıdır.
Bir diğer sorun ise matbu gerekçelerle bazen de gerekçesiz olarak tutukluluğun devam ettirilmesidir. Soruşturma evresinde şüphelinin tutuk evinde bulduğunu süre içinde ve en geç 30’ar günlük süreler itibariyle Cumhuriyet Savcısının istemi üzerine Sulh Ceza Hâkimliği tutukluluğun devam edip etmeyeceğini incelemektedir. Kovuşturma evresinde ise, hakim veya mahkeme tutukevinde bulunan sanığın tutukluluk halinin devamının gerekip gerekmeyeceğine; her duruşmada ya da en geç 30 günlük süre içinde kendiliğinden karar verir. ( CMK 108/2)
Ancak incelemelerde matbu nedenlerle veya gerçekçesiz olarak tutukluluğun devamına karar verilmesi açıkca hak ihlalidir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 5.maddesinde, ” Herkesin kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı vardır. Belirtilen haller ve yasada belirtilen yollar dışında hiç kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz.” diye düzenlenmiştir. Anayasamızın 19/8.fıkrası gereğince özgürlükten yoksun bırakmanın kanuni olup olmadığının kısa sürede incelenmesi gerekmektedir. Özgürlüğü kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini talep edebilir.
Tutuklama kararının verilmesinde keyfilikten uzaklaşmak için verilen tutuklama kararları gerekçeli olmalıdır. Aksi halde matbu sebeplerle tutukluluk süresinin üst sınıra kadar kadar kullanılması şüpheli veya sanık için infaza dönüşecektir. Tutuklama bir koruma tedbiridir ve geçici olması esastır. Tutuklama süreleri, Türkiye’nin AİHM’de en fazla mahkum olduğu konudur. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine göre tutukluluk soruşturma ve kovuşturma için gereken makul süreden fazla ise kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı ihlal edilmiş sayılır.
Anayasanın 19.maddesi gereğince tutuklanan kişilerin, makul süre içinde yargılamayı ve soruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı isteme hakkı vardır. Her ne sebeple olursa olsun hürriyeti kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir.
Yapılacak başvurulardan birisi tutukluluğa itirazdır. Ceza Muhakemesi Kanununa göre tutuklamaya itiraz süresi 7 gündür. Soruşturma evresinde Sulh Ceza Hâkimliğine, kovuşturma evresinde ise davaya bakan görevli mahkemeye itirazda bulunulur. Tutuklamaya itiraz hakkını temelde şüpheli veya sanık kullanır. Ayrıca sanık veya şüphelinin avukatı, yasal temsilcisi ve eşi de itiraz edebilir. Tutuklamaya itirazda; tutukluluğun makul süreyi aştığı, şüpheli veya sanık için tedbirden öte infaza dönüştüğü, tutuklama kararının gerekçesiz olması vb… sebeplere dayanılır.



Yapılacak başvurulardan bir diğeri ise CMK 141 gereğince koruma tedbiri nedeniyle tazminat talep edilmesidir.
Suç soruşturması veya kovuşturması sırasında;
a) Kanunlarda belirtilen koşullar dışında yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen,
b) Kanuni gözaltı süresi içinde hakim önüne çıkarılmayan,
c) Kanuni hakları hatırlatılmadan veya hatırlatılan haklarından yararlandırma isteği yerine getirilmeden tutuklanan,
d) Kanuna uygun olarak tutuklandığı halde makul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında hüküm verilmeyen,
e) Kanuna uygun olarak yakalandıktan veya tutuklandıktan sonra haklarında kovuşturmaya yer olmadığına veya beraat kararı verilen,
f) Mahkum olup da gözaltı ve tutuklulukta geçirdiği süreleri, hükümlülük sürelerinden fazla olan veya işlediği suç için kanunda öngörülen cezanın sadece para cezası olması nedeniyle zorunlu olarak bu cezayla cezalandırılan,
g) Yakalama veya tutuklama nedenleri ve haklarındaki suçlamalar kendilerine yazıyla veya bunun hemen olanaklı bulunmadığı hallerde sözle açıklanmayan,
h) Yakalanmaları veya tutuklanmaları yakınlarına bildirilmeyen,
i) Hakkındaki arama kararı ölçüsüz bir şekilde gerçekleştirilen,
j) Eşyasına veya diğer malvarlığı değerlerine koşulları oluşmadığı halde el konulan veya korunması için gerekli tedbirler alınmayan yada eşyası veya diğer malvarlığı değerleri amaç dışı kullanılan veya zamanında geri verilmeyen,
k) Yakalama veya tutuklama işlemine karşı kanunda öngörülen başvuru imkanlarından yararlandırılmayan kişiler, maddi ve manevi her türlü zararlarını, Devletten isteyebilir.
Tazminat talep edilebilmesi için yargılamanın sonuçlanması zorunlu değildir. Tutukluluk devam ederken CMK 141 gereği tazminat talep edilmesi mümkündür.
İç hukuk yollarının tüketilmesi koşuluyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkının kullanılması da mümkündür. Hukuka uygun, haklı gerekçelere dayanılmaksızın yada gerekçesiz olarak şüpheli veya sanığın makul süreleri aşacak şekilde tutuklu kalması Anayasanın 19.maddesinde düzenlenen Özgürlük ve Güvenlik Hakkını ihlal etmektedir. Buna dayalı olarak bireysel başvuru hakkının kullanılabilmesi için öncelikle iç hukuk yollarının tüketilmesi gerekmektedir. Yapılan tutukluluğa itirazda veya CMK 141 gereği açılacak tazminat davasından sonuç alınamazsa bireysel başvuru yolu kullanılabilinir. ( CMK 141 tazminat istemi de iç hukuk yolu kabul edilmiş, tazminat talep edilmeksizin doğrudan bireysel başvuru yapılması iç hukuk yollarının tüketilmemesine dayalı olarak reddedilmiştir. + Resul Drama Başvurusu 18/7/2019. + Ali Efendi Peksak Başvurusu 17/7/2019. )
Stajyer Avukat Hacer YAVAŞ

Yorum bırakın