BOŞANMA DAVALARINDA KUSUR

Evlilik birliği içerisinde eşlerden birinin yada ikisinin de evlilik birliğini yaralaması, gerekli yükümlülüklerini yerine getirmemesi kusur olarak ifade edilir. Evlilik birliği içerisinde eşlerin birbirine karşı sadakat yükümlülüğü, özen yükümlülüğü, birlik giderlerine katılma yükümlülüğü vardır. Bu yükümlülüklerin ihlali kusur olarak kabul edilir. Evlilik birliği içerisinde bazen tek tarafın bazen de iki tarafın daha az ya da daha fazla kusurlu olması mümkündür. Eşin kusurunun ispatlanmasında mahkemeye sunulan deliller ve iddia edilen somut olaylar değerlendirilir. Evlilik birliğinde eşin ya da eşlerin kusuru aynı zamanda evlilik birliğinin sonra ermesine bağlı olarak ortaya çıkan nafaka, tazminat taleplerini de etkilemektedir.

Kusur çeşitleri 5’e ayrılır:

+ Kusursuz Eş
+ Az Kusurlu Eş
+ Eşit Kusurlu Eş
+ Fazla Kusurlu Eş
+ Tam Kusurlu Eş olarak sınıflandırılır.

Tarafların iddialarına ve iddialarını ispatlamak için sunduğu delillere dayalı olarak yapılan yargılamada hakim tarafların kusur oranlarını tespit etmektedir. Sadece kusurun ileri sürülmesi yeterli değildir ayrıca kusur ispatlanmalıdır. Kusurun tespiti her somut olaya göre ayrı ayrı değerlendirilir.

Kusur olarak sayılan haller kanunda sınırlı olarak ifade edilmemiştir. Bu yüzden her somut olay kendi koşullarında değerlendirilmeli,kusur tespiti yapılmalıdır. Genel olarak Yargıtay kararları ışığında en çok karşılaşılan kusurlu davranışlar;

+ Şiddet uygulamak ( psikolojik, fiziksel , ekonomik, cinsel…)

+ Hakaret etmek
+ Cinsel ilişkiden kaçınmak
+ Sürekli yalan söylemek
+ Aile birliği giderlerine katılmamak

+ Sadakat yükümlülüğünü ihlal etmek
+ Evlilikten doğan yükümlülüklerine aykırı davranmak
+ Zina, zinaya karine eylemler
+ Pek kötü muamele
+ Hayata kast etmek

+ Küçük düşürücü suç işlemek
+ Ortak konutu terk etmek
+ Akıl hastalığı vb.. olarak sıralanmaktadır.

TMK 166/1.Fıkrası gereğince ” Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir.” Davanın açılması için eşin kusursuz olması gerekmemektedir, kusurlu eşte pekala evliliğinin çekilmez hale geldiğini iddia ederek boşanma davası açabilir. Ancak TMK 166/2. Fıkrası gereğince ” Davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır. Bununla beraber bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir.” olarak ifade edilir. Davalı tarafın tamamen kusursuz olduğu durumlarda davayı açan kusurlu eşin davasının reddi gerekir. Hukuk düzeninde kimse kendi kusuruna dayanarak hukuken korunan menfaat elde edemeyeceği için davayı açan kusurlu eşin talebi reddedilir. Reddedilmesinin sebebi daha az kusurlu ya da kusursuz eşin korunmasıdır.

“…evlilik birliğinin devamı, eşlerden beklenmeyecek derecede temelinden sarsıldığı kuşkusuzdur. Ne var ki bu sonuca ulaşılması tamamen davacı erkeğin tutum ve davranışlarından kaynaklanmış olup, davalıya atfı mümkün hiçbir kusur gerçekleşmemiştir. Bu durumda açıklanan nedenlerle isteğin reddi gerekirken kabul edilmesi hukuka aykırıdır…” ( Yargıtay 2.Hukuk Dairesi 2018/7965 E. , 2019/472 K. )

Somut olaylar davanın açıldığı tarihteki duruma göre değerlendirileceği için daha sonra ortaya çıkan kusurlu davranışlar için davada değerlendirme yapılamaz.

Boşanma sebepleri genel ve özel boşanma sebepleri olarak ikiye ayrılır. Özel boşanma sebepleri; zina, hayata kast, pek kötü ve onur kırıcı davranış, terk ve akıl hastalığı olarak sayılır. Özel boşanma sebeplerinde sebebin gerçekleşmesi ve ispatlanması boşanma için yeterlidir. Özel boşanma sebepleri aynı zamanda kusur olarak kabul edilmektedir. Bu kusurları gerçekleştirdiği ispatlanan eş, ağır kusurlu eş olarak kabul edilir. Ağır kusurlu eş nafaka alamaz, eş lehine maddi ya da manevi tazminata hükmedilemez. Ayrıca ağır kusurlu olduğu kabul edilen eş talep edilmesi üzerine kendisine göre az kusurlu ya da kusursuz olan eşe karşı tazminat, nafaka ödemek zorunda kalır. Boşanma sebeplerinden olan zina, aynı zamanda kusurlu bir davranıştır. Zina sebebiyle boşanma için cinsel birliktelik gerçekleşmeli ve bu ispat edilmelidir. Zinanın kusurlu davranış olduğu şüphesizdir ancak zina oluşturmadığı halde karşı cinsle mesajlaşma, cinsel birlikteliğe ulaşmasa da yakın ve samimi davranışlar da kusur kabul edilir. TMK 236/2. fıkrası gereğince ” Zina veya hayata kast nedeniyle boşanma halinde hakim, kusurlu eşin artık değerdeki pay oranının hakkaniyete uygun olarak azaltılmasına veya kaldırılmasına karar verebilir.” olarak düzenlenmiştir. Bu madde fıkrası gereğince boşanma sebebindeki kusur mal paylaşımını da etkileyecektir.

Genel boşanma sebepleri ise; evlilik birliğinin temelinden sarsılması, anlaşmalı boşanma ve ortak hayatın yeniden kurulamaması olarak sayılır.

Anlaşmalı boşanma davalarında tarafların üzerine anlaştığı protokol önem kazanmaktadır. Hakimin takdir ettiği konularda protokole müdahale edebilmesi mümkündür. Ancak çekişmeli boşanmada olduğu gibi bir kusur araştırılması yapılmamaktadır. Anlaşmalı boşanmalarda kusur araştırılmasına gerek kalmamaktadır.

Evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı durumlarda ise diğer adıyla çekişmeli boşanma davalarında davanın temelini tarafların kusurları oluşturulmaktadır. Kusuru iddia eden, iddiasını ispatlamakla yükümlüdür. Kusurun tespitinden hem boşanma davası hem de boşanmada talep edilen tazminat ya da nafaka talepleri etkilenir. Boşanma dolayısıyla yoksulluğa düşecek olan taraf, daha ağır kusurlu olmamak şartıyla karşı taraftan yoksulluk nafakası talep edebilecektir. Kusursuz, az kusurlu yada eşit kusurlu eş yoksulluk nafakası talep edebilir. Çocuğun velayeti durumunda üstün yararı gözetildiği için tarafların kusurları dikkate alınmamaktadır. Tarafların kusuru mal rejiminde de etkili değildir. Uygulanacak mal rejimi dikkate alınarak mal paylaşımı yapılır. Ancak bunun istisnasını TMK 236/2.Fıkra gereğince zina ve hayata kast nedeniyle boşanma oluşturur. Hakimin takdir yetkisine bağlı olarak Kusurlu eşin artık değerdeki payı azaltılır ya da kaldırılır. Bu yüzden bu nedenle yürütülen boşanma davalarında kusurun ispatı, sonuçları düşünüldüğünde oldukça önemlidir.

” EŞLERİN EŞİT KUSURLULUĞU “

“… kadın eşin süreklilik arz eder şekilde uzun süreler evini, eşini ve çocuklarını terk ettiği, herkesin önünde eşine hakaret ettiği, erkek eşin ise sürekli kanıtlanmayan şekilde son olayda tepki sınırlarını aşarak eliyle eşine bir kez vurduğu ve birlik görevlerini ihmal ettiği şeklinde gerçekleşen kusurlu davranışlarıyla taraflar, boşanmaya sebep olan olaylarda eşit kusurludur…” ( Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2017/2-2492 E. , 2020/ 1037 K. )

Maddi ve manevi tazminatla kusur doğrudan ilişkilidir. Eşit kusur halinde tazminat talep edilemez. Eşin daha az kusurlu yada kusursuz olması gerekmektedir. ( Yargıtay 2.Hukuk Dairesi 2013/11453 E. , 2013/16100 K. )

“AFFEDİLEN OLAYLAR TARAFLARIN KUSURLARININ BELİRLENMESİNDE DİKKATE ALINMAZLAR.”

“…davalının davacıya 17.01.2013 tarihinde uyguladığı fiziksel şiddet vakıasından sonra davacının, tanık ifadelerinde de yer aldığı üzere davalı hakkında verilen uzaklaştırma kararı sona ermeden eşini telefonla arayarak eve çağırdığı, tarafların bu şekilde barışarak birlikte yaşamaya başladıkları anlaşılmaktadır. Affedilen olaylar tarafların kusurlarının belirlenmesinde dikkate alınmayacağından, affedilen olaylar gerekçe yapılarak taraftar lehine maddi ve manevi tazminata da hükmedilemeyecektir…” ( Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2017/ 2-2065 E. , 2020/46 K. )

” GEREK KENDİSİ GEREK AİLESİ İÇİN EŞİNDEN YERSİZ EKONOMİK TALEPLERDE BULUNMAK KUSURLU DAVRANIŞTIR.”

“… mahkemece boşanmaya neden olan olaylarda, davalı- karşı davacı erkeğin davacı- karşı davalı kadına gire daha ağır kusurlu olduğu kabul edilerek her iki davanın kabulü ile tarafların boşanmalarına hükmedilmiş ise de; yapılan yargılama ve toplanan delillerden davalı- karşı davacı erkeğin kabul edilen ve gerçekleşen kusurlu davranışları yanında kadına hakaret ettiği, davacı-karşı davalı kadının ise gerek kendisine gerek ailesi için avukat olan erkekten yersiz ekonomik taleplerde bulunduğu, birlik görevlerini ihlal ettiği, güven sarsıcı davranışlar sergilediği anlaşılmaktadır. Mahkemece kabul edilen ve gerçekleşen tarafların bu kusurlu davranışları karşısında boşanmaya sebebiyet veren olaylarda eşit kusurlu olduklarının kabulü gerekir…” ( Yargıtay 2.Hukuk Dairesi 2018/ 3532 E. , 2018/15331 K. )

” HER İKİ EŞTE RAHATSIZLIK MEVCUT DEĞİL VE KADIN DA CİNSEL İLİŞKİDEN KAÇINMIYORSA ERKEK EŞ KUSURLUDUR.”

“… tarafların evlilikleri süresince sağlıklı bir cinsel ilişki kuramadıkları yapılan soruşturma ve toplanan delillerden anlaşılmaktadır. Davacı- karşı davalı kadında, cinsel ilişkiye engel olacak fizyolojik ve psikolojik bir rahatsızlık saptanmamıştır. Cinsel ilişkiden kaçınmanın da kadın olduğuna, ilişkin bir delilde mevcut değildir. Bu halde, sağlıklı bir cinsel ilişkinin gerçekleştirilememesinde, her iki tarafında cinsel ilişki kurmalarına yönelik fiziksel bir engellerinin bulunmaması hâlinde, davalı-karşı davacı erkeğin kusurlu olduğu kabul edilmelidir…” ( Yargıtay 2.Hukuk Dairesi 2016/9614 E. , 2018/1547 K. )

” CİNSEL İÇERİKLİ MESAJ ATAN EŞİN KUSURU, FİZİKSEL ŞİDDET UYGULAYAN EŞTEN DAHA FAZLA”

“…kadının gece vakti başka bir erkekle sadakatsizlik boyutuna ulaşan güven sarsıcı nitelikte cinsel içerikli mesajlaştığını görmesi üzerine haksız tahrik altında erkeğin eşine basit fiziksel şiddet uyguladığı ve hakaret ettiği, hakaret yönünden yapılan ceza yargılamasında ise erkeğin haksız fiile tepki nedeniyle işlediği gerekçesiyle ceza vermekten vazgeçilmesine karar verildiği bu haliyle davalı kadının, davacı erkeğe nazaran boşanmaya sebebiyet veren olaylarda daha ziyade kusurlu olduğu anlaşılmaktadır…” ( Yargıtay 2.Hukuk Dairesi 2017/5019 E. , 2019/ 2251 K. )

Kusurun ispatı boşanma talebini etkilediği gibi, boşanma sonucunda talep edilecek nafakayı ve tazminatı da doğrudan etkilemektedir. Bu yüzden iddia edilen kusurlar sağlam ve güvenilir delillere dayandırılmalı ve ispatlanmalıdır. Kusur tespitinde her somut evlilik kendi koşulları içinde değerlendirilir. Bu yüzden kusurlu eylemler sınırlı sayıda değildir ve Yargıtay kararları da bunun örneklerini oluşturur.

Stajyer Avukat Hacer YAVAŞ

Yorum bırakın