DURUŞMA SALONUNDA SANIĞIN “FİZİKEN” MÜDAFİİNİN YANINDA OLMAMASI

Öncelikle tespit edilmesi gereken şey; mahkeme salonunun oturma düzeninde sanığın ve duruşmanın diğer taraflarının yerlerinin neler olduğudur.

-Mahkeme Salonu-
-Mahkeme Salonunda Tarafların Yerleri-

Yukarıdaki görsellerde ayrıntılı olarak duruşmanın taraflarının yerleri gösterilmiş olup kişilerin görevleri de belirtilmiştir.

Görsellerde her ne kadar olması gereken idael, gerekli koşullara uygun bir mahkeme salonu yer almış olsa da maalesef ki uygulamada birçok adliyede tanık dinlemek için ayrı bir yer mevcut değildir, izleyici için ayrılmış bölümler oldukça dar olmasının yanında kapasite olarak da az bir izleyici kitlesine hitap etmektedir. Tüm bunlara ilave olarak her ne kadar sanık ve müdafii arasındaki mesafe görselde oldukça yakın (göz hizasında) resmedilmiş olsa da gerçekte (özellikle de büyük mahkeme salonlarında )bu mesafe daha fazladır.

Yukarıda yer alan görsel, gerçek bir mahkeme salonuna ait olup tüm gerçekliği yansıtmaktadır.

Ayrıca yine dikkat edilmesi gereken bir nokta ise mağdur/müştekinin avukatının yanında yer alırken sanığın avukatının (müdafii) yanında değil de avukatının göz hizasından dahi uzak bir noktada özel olarak ayrılan yerde savunmasının alınmasıdır.

Sanığın sorgusunun hakim/mahkeme başkanı tarafından yapıldığı, hakimin hukukçu olduğu ve hukuk dili kullandığı da dikkate alındığında müdafiisi bizzat yanında olmadığı için danışarak istişare edemeyen, ne olduğunu anlamayan sanığın bu durumu hak ihlallerine sebebiyet vermektedir.

Meydana gelen hak ihlallerinden biri, Larysa Zıabkına (B. No: 2014/5142, 21/11/2017 ) tarafından yapılan bireysel başvuru ile Anayasa Mahkemesine taşınmıştır.

Başvurucu, hakkında açılan ceza davası sonunda mahkûm edilmiştir. Başvurucu; duruşma sırasında salonun orta yerinde tutulduğunu, sanığın duruşma salonunda durduğu yere dair
belirlemenin geleneksel bir uygulamaya dayalı ve hukuka aykırı olduğunu, bulunduğu yer itibarıyla salonda teşhir edildiğini, duruşma sırasında avukatının yanında durmasına ve onunla görüşmesine olanak sağlanmandığını, bu sebeple kendisini yeterince savunamadığını
belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğinden bahisle bireysel başvuruda bulunmuştur.


Başvurucu, yargılama yapılırken salt duruşma salonunda bulunduğu yer itibarıyle müdafiinin yanında bulunmamasının kendisini ne şekilde dezavantajlı duruma düşürdüğünü temellendirmemiştir. Dahası başvurucunun
yargılama sırasında müdafi yardımından yararlanmak için mahkemeden talepte bulunup bulunmadığı, bulunmuş ise mahkemenin bu
talep hakkında ne zaman ve ne şekilde karar verdiği açıklanmamıştır.


Başvurucu ileri sürdüğü ihlal iddiasına dair delillerini sunma ve Anayasal hakkının ne şekilde ihlal edildiğine dair açıklama yapma yükümlülüğünü yerine getirmemiş, başvurusunu temellendirmemiştir. Bu sebeple de başvurusu reddedilmiştir.

Ancak başvuruda dikkat edilmesi gereken şey başvurunun temellendirilemediği için reddedilmesidir.


Sonuç olarak böyle bir durumda müdafiisinn kendisinden uzak olmasının kendisinde oluşturduğu dezavantajları açıkça ortaya koymuş olan, yerel mahkemede bunların bizzat dile getirilip tutanağa geçirilmesini sağlayan, dezavantajın ortadan kalkması için mahkemeden talepte bulunulduğu halde mahkemenin talep karşısındaki tavrını açıkça belirten bir başvurunun usulden kabul edilerek esastan incelenmesi kaçınılmaztır.

Bu durumda Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiası dayanak kazanmış olacağı için başvuru da kabul edilebilinir hale gelecektir.

Av.Hacer YAVAŞ

Yorum bırakın